Avrupa futbolunun en prestijli organizasyonu olan UEFA Şampiyonlar Ligi’nde play-off turu heyecanı, Portekiz’in başkentinde futbolseverleri ekran başına kilitledi. Estádio da Luz’un ev sahipliği yaptığı bu kritik randevuda İspanyol devi, rakibi karşısında aldığı galibiyetle rövanş öncesinde büyük bir avantaj yakaladı. Karşılaşmanın genelinde oyun disiplinini elden bırakmayan konuk ekip, sahadan tek gollü galibiyetle ayrılırken maçın hikayesi sadece skor tabelasıyla sınırlı kalmadı.
Mücadelenin ilk düdüğüyle birlikte tribünlerin yarattığı müthiş atmosfer, ev sahibi takımın oyuna baskılı başlamasını sağladı. Yaklaşık 66 bin seyircinin desteğini arkasına alan Portekiz temsilcisi, orta sahada kurduğu dirençle rakibinin oyun kurmasını engellemeye çalıştı. Ancak deneyimli teknik kadrosu ve yıldızlar topluluğu kadrosuyla Madrid ekibi, maçın başındaki bu baskıyı soğukkanlı bir şekilde kırmayı başardı. İlk kırk beş dakikalık bölümde her iki takımın kalecisi de kalesinde devleşirken, özellikle Fredrik Aursnes’in uzaktan gönderdiği füzeyi Courtois’nın parmak uçlarıyla çelmesi maçın unutulmaz anları arasına girdi.
Devlerin Portekiz’deki Stratejik Savaşı
Maçın teknik ve taktik analizi yapıldığında, Real Madrid’in sahaya eksiklerine rağmen oldukça oturmuş bir sistemle çıktığı görüldü. Sakatlığı bulunan Jude Bellingham ve cezalı olan Rodrygo gibi kilit isimlerin yokluğunda, orta saha kurgusu daha çok topa sahip olma ve geçiş oyunları üzerine kuruldu. Bu noktada genç Türk yetenek Arda Güler, oyunun merkezindeki bağlantı rolünü üstlenerek yaratıcılığıyla fark yarattı. Arda’nın özellikle dar alanda yaptığı vücut çalımları ve dikine pasları, İspanyol ekibinin rakip yarı sahada daha fazla görünmesini sağladı.
İlk yarının son anlarında yaşanan bir pozisyon, maçın gidişatını değiştirebilirdi. Arda Güler’in ceza sahası köşesinden kaleye gönderdiği şık plase, kaleci Trubin’in olağanüstü kurtarışıyla sonuçlandı. Bu pozisyon, aslında ikinci yarının ne kadar hareketli geçeceğinin de bir habercisiydi. Takımlar soyunma odasına golsüz eşitlikle giderken, taktiksel anlamda Jose Mourinho ve Álvaro Arbeloa arasındaki satranç hamleleri futbol otoriteleri tarafından büyük bir dikkatle takip edildi.
Kırılma Noktası: Vinícius ve Saha İçindeki Gerginlik
İkinci yarının hemen başında gelen gol, maçın tüm havasını bir anda değiştirdi. Hızlı gelişen bir atakta topla buluşan Brezilyalı yıldız Vinícius Júnior, kendine has stiliyle rakip savunmayı eksilterek topu uzak köşeye gönderdi ve takımını öne geçirdi. Ancak bu golden sonra yaşanan olaylar, futbolun sadece bir oyun olmadığını bir kez daha hatırlattı. Gol kutlaması sırasında yaşanan gerginlikler ve saha kenarındaki itirazlar, atmosferin bir anda elektriklendiğini gösterdi.
Maçın yaklaşık on dakika boyunca durmasına neden olan ırkçılık iddiaları, gecenin en çok konuşulan konusu oldu. Vinícius Júnior’un kendisine yönelik sözlü taciz iddiasıyla hakeme başvurması üzerine UEFA protokolleri devreye sokuldu. Bu süreçte her iki takımın teknik heyeti ve oyuncuları arasında hararetli tartışmalar yaşandı. Hakemin oyunu tekrar başlatmasıyla birlikte Benfica, beraberlik için tüm hatlarıyla yüklenmeye başladı ancak Real Madrid savunması, Antonio Rüdiger önderliğinde geçit vermedi. Jose Mourinho’nun hakeme yönelik sert itirazları sonucunda kırmızı kartla tribüne gönderilmesi, ev sahibi ekibin motivasyonunu olumsuz etkileyen bir başka unsur oldu.
Genç Yıldızın Yükselişi ve İstatistiksel Analiz
Karşılaşmanın parlayan isimlerinden biri olan Arda Güler, bu seviyedeki maçlarda ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha kanıtladı. Maç boyunca sergilediği yüzde doksana yakın pas isabeti oranıyla takımının oyun kurulumunda ana aktör haline geldi. Sadece hücumda değil, savunma yardımlaşmasında da Valverde ve Tchouaméni ile uyumlu bir görüntü çizen Arda, yetmiş ikinci dakikada oyundan çıkana kadar sahanın en etkili isimlerinden biriydi.
İstatistikler de Real Madrid’in oyun üstünlüğünü doğrular nitelikteydi. Topa sahip olma oranında yüzde elli sekiz gibi net bir üstünlük kuran konuk ekip, rakip kaleye gönderdiği on altı şutun yedisinde isabet bulmayı başardı. Benfica cephesinde ise kaleci Trubin, kalesine gelen altı net gol pozisyonunda başarılı kurtarışlar yaparak farkın açılmasını önledi. Bu performans, Ukraynalı kalecinin takımını rövanş öncesinde hala oyunun içinde tutmasını sağlayan en önemli faktördü.
Tarihsel Rekabetin Gölgesinde Rövanş Beklentisi
Bu iki dev kulüp arasındaki rekabet, 1960’lı yıllara dayanan köklü bir geçmişe sahip. 1962 yılında oynanan efsanevi finalden bugüne kadar gelen bu rekabet, her karşılaşmada yeni bir hikaye yazmaya devam ediyor. Özellikle bir önceki karşılaşmada Benfica’nın kalecisi Trubin’in attığı son dakika golüyle gelen galibiyet hala hafızalardayken, Real Madrid’in bu kez deplasmanda kazanması bir nevi rövanşın ilk perdesi olarak nitelendirildi.
Önümüzdeki hafta Santiago Bernabéu Stadı’nda oynanacak olan rövanş mücadelesi için tüm biletler şimdiden tükenmiş durumda. Real Madrid’in evindeki gücü ve deplasmanda attığı golün avantajıyla sahaya favori olarak çıkacağı kesin olsa da, Benfica’nın Jose Mourinho yönetiminde yapabileceği sürprizleri de göz ardı etmemek gerekiyor. Portekiz ekibinin turu geçebilmesi için Madrid deplasmanında en az iki gol bulması gerekecek ki bu da futbolseverleri oldukça ofansif ve heyecanlı bir maçın beklediğini gösteriyor.
Sonuç olarak, Lizbon’daki bu 1-0’lık skor Real Madrid için çok değerli bir kazanç olsa da, saha içindeki ırkçılık tartışmaları ve maçın duraklaması bu galibiyete bir nebze gölge düşürdü. UEFA’nın maç raporlarını inceleyerek vereceği kararlar ve disiplin cezaları, rövanş maçı öncesindeki en önemli gündem maddesi olmaya devam edecek. Futbol dünyası, şimdi 25 Şubat gecesi Madrid’de oynanacak olan büyük final tadındaki randevuya odaklanmış durumda.

